Deniz Yüce Başarır ile sohbetimizi 27 Mart Dünya Tiyatro Günü için planlamıştık. Ama planlar ile gerçekler her zaman örtüşmüyor. Ülke gündemi, hepimiz için yıpratıcı ve yorucu. Gençleri hayranlıkla, gururla izlerken, bir yandan da içimizi endişe kaplıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, ardından Mahir Polat, Murat Ongun ve Murat Abbas gibi isimlerin cezaevine gönderilmesi… Üstelik Mahir Polat’ın sağlık durumu da ciddi bir endişe kaynağı. Tüm bunlar olurken, hak ve adalet için sesini duyurmaya çalışan gençlerimizin tutuklanması hepimizi derinden sarstı. Her yeni gözaltı, her yeni karar, içimizdeki ışığın üzerini biraz daha örttü belki... Ama söndürmedi. Çünkü biz biliyoruz: Umut, her zaman en zayıf anımızda bile kıpırdanabilir. Belki de tam da bu yüzden, tiyatroya kulak vermek gerekiyor şimdi. Çünkü perde her şeye rağmen açılır. Ve biz hâlâ buradayız.
Kategori
🦄
YaratıcılıkDöküm
00:00Tiyatrolar Günü'nde yayınlayacağız bu röportajımızı ve insanlara Cantor Tiyatrosu'nu, o çocuk gözüyle yazdığınız o güzel kitaptan biraz konuşmak istiyorum ama öncelikle birazcık şu Storytel'deki Ben Okurum'dan bahsedelim.
00:14Evet, Ben Okurum...
00:16Büyük bir kitle var artık, ilk günleri hatırlıyorum ve bugüne büyük bir ilme.
00:216. sezonda Ben Okurum, 112. bölüm girecek yakında, dolayısıyla baya bir orada arşiv birikti aslında, yani bir Ben Okurum kütüphanesi var artık hem yazarlar anlamında, konuştuğumuz yazarlar anlamında hem de konuk ettiğimiz yazarlar, çevirmenler, çeşitli sanatçılar anlamında çok geniş ve farklı meslek gruplarından insanları konuk ettim.
00:50Ben çok keyif alarak yapıyorum Ben Okurum.
00:52Orada konuyu nasıl seçiyorsunuz, merak ediyorum.
00:54Çok değişken aslında Ebru, şöyle oluyor, bazen bir kitabı sevdiğini düşündüğüm bir konu alıyorum, yani konuşmak istediğim bir kitap var, konuşmak istediğim kitaba uygun bir konuk buluyorum, çoğunlukla bunu yapıyorum.
01:10Bazen de ya şunla da bir kitap konuşsam diye düşünüyorum, onunla bir kitap konuşsam ya da biri hadi gel bir sohbet arasında hadi gel bir Ben Okurum yapalım doğuyor, ne yapalımdan da yola çıktığımız oluyor, dolayısıyla böyle birkaç yönlü konuk bulma meselesi var.
01:28Çeşitli klasikleri de yaptık, daha güncel edebiyattan da yaptık, Türk edebiyatından, Türkiye'den de çok ismi konuştuk, tabii ki şöyle de bir kuralım var, Türk edebiyatından konuşacağım zaman muhakkak geçmiş zamanlardan, kaybettiğimiz yazarlardan gidiyorum.
01:48Çünkü bir tanıtım podcastı değil de bu böyle bir farklılığı, biraz keyfime göre artık ben biliyorsun sadece keyfime göre işler yapıyorum, askerliğimi bitirdim.
01:58Ama şöyle bir şey var, mesela ben kendi adıma sizin önerdiğiniz bir kitabı hemen tık tık okumadıysam mutlaka edinirim, birçok insan da bunu öyle yapıyor, okuyorum, kütüphane hepimiz için de bir öğretici oldu aslında.
02:12Çok güzel, ben paylaşmayı da seviyorum okuduğum ve sevdiğim kitapları, bir de şey yani böyle paylaşırken de bir küçük açık kapı bırakıyorum.
02:22Çünkü benim sevdiğim bir şeyi herkes sevecek diye bir şey yok, yani benim hoşuma neden sevdiğimi de anlatmaya gayret ediyorum ki hani bana göre mi değil mi diye okur kendi karar versin.
02:34Bir de şey var, beraber çalıştığımız dönemdeki o disiplin, o Alman disiplini diyeyim.
02:42Aslında ne şanslıymışız ki bu arada onu söylemek istiyorum.
02:46Umarım öyledir.
02:47Ama Ben Okurum'un sürekliliğinde de bunu görüyoruz aslında.
02:51Evet, bir sürü podcast başlıyor, bir sürü podcast yapılıyor ama Ben Okurum'un işte 15 günde bir giriyor bir kere bunu mümkün olduğunca aksatmamaya çalışıyorum.
03:02Yazları ara veriyorum çünkü kendi kendime şarj olma ihtiyacım var.
03:06Dediğim gibi artık sadece kendi sevdiğim işleri yaptığım için kendime biraz alan da açmak istiyorum.
03:12Çok çalışıyorum, gerçekten yani bir podcast deyip geçmemek gerekiyor.
03:17Gerçekten büyük emek var orada.
03:19İki tane podcast bir tane de farklı bir podcast programımız daha var.
03:22Elim Kalem'de Tutar Kadeh'de var.
03:24Orada Şahane Kadınlar çıkıyor.
03:25Şahane Kadınlar var, o 18 bölümde şimdilik tamamladık onu.
03:28Arada kopya da alıyorum ben sizden.
03:30Özellikle Figen'de almıştım.
03:32Figen Şakacı'da, evet.
03:34Yani onu 18 bölümde şimdilik tamamladım.
03:36Sponsorum devam etmek isterse tabii ederim.
03:38Yeni bir sponsor aynı konsepte devam.
03:40Duyurulma o zaman burada.
03:41Yeni bir sponsor aynı konsepte devam etmek isterse elbette ederim.
03:45Ama sonuç olarak şimdilik o öyle.
03:4818, o da büyük bir kütüphane aslında.
03:51Yani onu önce 80 kuşağı kadınlar olarak başlamıştım.
03:55Sonra ikinci sezonda biraz daha genişlettim.
03:59Kendi kuşağımı da işin içine kattım.
04:01Ve 90 kuşağından Fatma Nur Kaptanoğlu ile şimdilik o defteri kapattım.
04:05Ama devam edersek o ne kadar güzel şahane kadın yazarlarımız var elbette.
04:10Hayır bizim için de çok iyi oluyor çünkü tanıyoruz.
04:12Doğru.
04:13Mesela birçok kişiyi de tanımayabiliriz çünkü çok okunacak kitaplar.
04:16Elbette öyle, elbette öyle.
04:17Yani gözümüzden kaçıyor.
04:18Özellikle yerli yazarlar kaçabiliyor.
04:20Kesinlikle.
04:21Peki perdeler kapanmasını, perde kapanmasını görecektiniz.
04:28Ne zaman çıkmıştı bu kitap?
04:302021 Ekim'inde çıktı.
04:32Bayağı olmuş.
04:33Bayağı oldu.
04:34Bayağı olmuş.
04:354 yıl geçmiş.
04:36Ama bu sadece bir tiyatro topluluğunun hikayesi değil de aynı zamanda da bir tanıklık bence.
04:40Doğru.
04:41Babanızın arşivinden, hatıralardan yola çıkarak bu hikayeyi yazmak nasıl bir yolculuktu merak ediyorum.
04:47Ki Başar Bey'in de katkısı çok büyük.
04:49Çok.
04:50Arşiv kısmında.
04:51Arşiv kısmında.
04:52O bana çok büyük bir destek oldu gerçekten.
04:54Yani önce hikaye şöyle.
04:56Çok söyledim daha önce ama yine de kısaca söyleyeyim.
04:59İstanbul Belediyesi kent oyuncularının binasını satın almaya karar verip sonra da bu işlem gerçekleştiğinde haberler şu.
05:08Kent oyuncuları olarak başlayıp sonra Kenter Tiyatrosu olarak değiştirilen.
05:13Orası bir Yıldız Kenter Tiyatrosu değildi.
05:16Yıldız Kenter oranın en büyük itici gücüydü.
05:19Lideriydi.
05:20Starıydı.
05:21Ama tiyatronun adı o değildi.
05:23Dolayısıyla bunun gibi bilinmeyen bir sürü şey var o tiyatroyla ilgili.
05:28O tiyatronun hangi zorluklarla nasıl kimler tarafından kurulduğunu bu yeni jenerasyon
05:35hatta belki eski jenerasyon bile kalan eski jenerasyon bile çoktan unuttu.
05:39Yeni jenerasyon da neredeyse hiç bilmiyor.
05:42Orası bir tiyatro olarak yaşayacaksa o zaman bu hikayenin ki bence çok anlatılası bir hikaye anlatılması gerekir diye düşündüm.
05:51Bir de evde müthiş bir arşiv bekliyordu.
05:53Çünkü babam kent oyuncularının sadece oyuncusu değildi.
05:57Aynı zamanda hem arşivini o yapardı.
06:00Basınla ilişkilerini o yürütürdü.
06:02Dergilerini o çıkartırdı.
06:04Kitaplarını o basardı.
06:06Afişlerini o yaptırırdı falan.
06:08Dolayısıyla böyle olduğu için müthiş bir arşiv vardı elimde.
06:11O haberler çıkınca o sabah ben haberi gördüm.
06:15Ben erken uyanırım, Başar geç uyanır.
06:17Başar'ı hemen uyandırdım.
06:19Dedim ki ben bir kitap yazacağım.
06:22Arşivi taramaya yardım eder misin?
06:24Çünkü müthiş fotoğraflar var.
06:26Müthiş afişler var.
06:28O işi ben beceremeyeceğime göre.
06:30Tabii Başar onunla da kalmadı.
06:32Başar elimizdeki arşivi taradığı gibi aynı zamanda sahaflara baktı, oraya baktı.
06:39Milliyet Gazetesi'nin arşivinden destek aldık.
06:43Cumhuriyet Gazetesi'nin arşivinden destek aldık.
06:45Frantik Vakfı'ndan aldık.
06:48Yani bir sürü yerden de destek alarak müthiş bir arşiv toparlaması da yapmış olduk.
06:53Yazmaksa biraz böyle şey...
06:57Ki siz mesafeliydiniz hani kendi kitabınıza ilk başlarda falan.
07:01Tabii bana hep biliyorsun sen ne zaman kitap yazacaksın derlerdi.
07:05Arka kapak yazılarını mı toplayayım derdim.
07:08Hala da diyorlar bu arada bu kitabı yazdıktan sonra da işte Instagram'daki yazılarını toplasana diyorlar.
07:14Ben Instagram'daki yazılardan kitap yapmam ama o da kafamda bir yerde duruyor.
07:20Sonunda bir kitabım oldu.
07:22Yazmak şöyle bir şeydi.
07:25O gün nereye gittim?
07:27Bir sürü unuttuğum sandığım şeyi hatırladım.
07:31Onu soracağım.
07:32Neler hissettiniz orada?
07:33Ya da hiç keşfetmediğiniz ve şimdi bu yaşta tekrar okuyup gördüğünüzde
07:39vay böyle miymiş dediğiniz olaylar oldu mu farklı bir algılamayla?
07:43Oldu aslında.
07:44Tabii ben belli bir açıdan bakıyordum.
07:47Yani babamın kızı olarak bakıyordum.
07:50Onlarla çok vakit geçirme şansına sahip olmuş bir çocuktum.
07:53Babam yüzünden bizi turnelere, annemle beni çok beraber götürürdü.
07:57Dolayısıyla kuliste çok vakit geçirmiştim.
08:00Belli bir gözlemim vardı elbette ama genel önyargılarımı bir tarafa bırakarak yazdım bir kere her şeyden önce.
08:08Tabii ki bir tanıklık.
08:10Onu zaten aktardım ama başka açıdan da nasıl bakılabiliri de aktarmaya çalıştım.
08:15Neyi keşfettim mesela?
08:17Çok ilginç.
08:18Biliyorsun ben yıllarca yayıncılık yaptım.
08:20Babam da yayıncılık yapmış.
08:22Ben babamın yayıncılık yaptığını düşünmüyordum.
08:24Ben babamı bir aktör olarak konumlandırmıştım.
08:27Bir sürü ilanlar çıkacak onun için onu arar, bunu arar, onunla uğraşır, oraya ilan vermeye çalışır.
08:33PR'de yapmış bu arada.
08:35Tabii tabii PR'de yapmış.
08:37Basınla bütün ilişkileri o sürdürüyordu orada olduğu müddetçe.
08:40Ama yayıncılık, o dergiler, o kent oyuncuları dergileri bayağı yayıncılık yapmış.
08:46Sonra kitap da çıkarmışlar uzunca bir süre.
08:50O da ilk kez kendilerinin Türk tiyatrosuna dahil ettiği çeviri kitaplar ya da telif oyunlar onların kitaplarını yapmışlar.
09:02Yani Üç Kız Kardeş, işte Pembe Kadın bir sürü böyle oyun kitabı basmışlar.
09:09Şimdi bu herhangi bir tiyatro topluluğunun çok ötesinde bir hareket.
09:13Çok bütünleyici ve kapsamlı bir bakış açısı.
09:17Babam afişleri zorla, afişleri babam yaptırırdı.
09:20O dönemin afişlerinin hepsi birer sanat eseri.
09:22Burada Yurdu Er Altıntaşı da analım onların logosundan, o pelikandan itibaren.
09:27Onun çabası var ve müthiş bir kurumsal kimlik çizmek denilen şey var.
09:33Yani acayip bir şey var.
09:35Ben yayıncılık meselesini gerçekten...
09:37Bu yıl 1960'lardan bahsediyoruz.
09:39Tabii 1960'lardan bahsediyoruz.
09:411975'te babam zaten bir ayrılık yaşıyor.
09:4480'de geri dönüyor ama esas zaten dergi, kitaplar falan o 1960'larda, 68'de kent oyuncularının binası.
09:53Çok okur muydu babanız?
09:54Çok, çok okurdu.
09:55Sizin babadan da geçmiş biraz.
09:57Evet, çok okurdu.
09:58Müthiş bir kütüphanesi vardı.
09:59Biliyorsun biz Demirciköy'e de o kütüphane yüzünden taşındık.
10:03O kadar büyük bir kütüphaneyi şehirdeki başka bir eve sığdıramayacağımız için
10:07ya da kendi bütçemiz öyle bir şeye yetmeyeceği için.
10:10Dolayısıyla hem çok okurdu.
10:13Mesela eve 7 tane falan gazete girerdi.
10:15Kendi görüşü dışındaki gazeteyi de okumayı severdi.
10:19Çünkü böyle bakmamayı tercih eden biriydi.
10:23Kent oyuncularının entelektüel anlamda beyni babammış.
10:30Yani ben bunu keşfettim.
10:32Elbette ki bu Yıldız Hanım, Şükrü Bey ya da Şükran Bey entelektüel değildi anlamında değil.
10:37Tabii ki.
10:38Ama sonuç olarak esas hani böyle şey vardı.
10:41İşin operasyonu babanızdı.
10:42Evet operasyon orada.
10:43İlişkiler orada.
10:44Babamın çok gazeteci, ressam, grafiker, çok arkadaşı vardı.
10:50Kapaktaki kitabın, şu kitabı göstermek istiyorum.
10:54Bu evet şiir kitabı.
10:55Evet şiir kitabındaki Ara Güler'e maalesef.
10:57Ara Güler'in evet fotoğraf.
10:59Ara Güler'le yıllar sonra babamın ölümünden sonra böyle küçük bir hikayesini de anlatayım.
11:04Akbank Türkiye'miz dergisi içindi galiba.
11:07Röportaj yapmaya gittim Ara Güler'le.
11:10Ara Güler işte onun o Ara'nın yanındaki evinde böyle işte röportaj yaptık falan.
11:16Benim o zaman şöyle bir adetim vardı.
11:18Gönderirdim yayınlanmadan önce.
11:20Gönderme dedi.
11:22Kendin getir dedi.
11:24Peki dedim.
11:25Kendim götürdüm.
11:26Okudu.
11:27Bir zarf verdi bana.
11:29İçinden bu fotoğrafta dahil olmak üzere babamın çekilmiş, aynı dönemde çekilmiş üç tane fotoğrafı var.
11:35Basmış onları.
11:37Bana hediye ediyor.
11:38Bak bunların tanesi bin dolardır ha diye.
11:42Klasik Ara Güler.
11:44Ondan sonra bin dolarlık üç fotoğrafımı aldım.
11:47Üç bin dolara.
11:48Üç bin hediye yaptım.
11:50Ve ayrıldım.
11:52Yani evet entelektüel mesele önemli tiyatroda bence.
11:56Çok.
11:57Aynı zamanda entelektüel bir miras da var orada.
11:59Müthiş bir miras var.
12:01Yani o dergiler hala saflarda bulunuyor.
12:04Bizde tabii ki hepsi var.
12:06O dergilerde aslında onların ne yapmak istediklerini çok iyi anlıyorsun.
12:11Yani sadece oyunlarını oynayıp köşeye çekilmiş olsalar da bu kitabı benim yapmam çok zor olurdu.
12:18Çünkü ana izleyi tabii ki benim hatıralarım var ama onların ne yapmak istediklerine dair olan ana izleyi
12:26ben dergilerden çıkardım.
12:28Çünkü o dergilerde birbirleriyle röportajlar var.
12:30Yurt dışından oynadıkları oyunlarla ilgili yazılar var.
12:34Röportajlar var yine.
12:36İşte Çeov'la ilgili bir yazı çıkmış mesela.
12:39Onlar da Üç Kız Kardeşi oynuyorlar.
12:41Onu çevirtip oraya koymuşlar.
12:43Aslında bugün yaptıklarımızın aynısı neredeyse.
12:46Evet bugün yaptığımız yayıncılığı.
12:48Aynısını bir rol dağılım çizelgesinde rol dağılım kağıtları dağıtılıyor.
12:54Artık onlar bile dağıtılmıyor biliyorsun.
12:56Çok ender dağıtılıyor.
12:58Rol dağılımın dışında bambaşka şeyler var orada.
13:01Haldun Taner'den yazılar var.
13:03Vedat Günyol'dan yazılar var falan.
13:05Yani böyle zamanın entelektüellerini, zamanın edebiyatçılarını oraya toplayan.
13:10İşte şiirler var.
13:12Orhan Veli'ye çeviri yaptırmış.
13:15Yani Orhan Veli'nin çevirisini oynamışlar.
13:18Adalet Ağolu'nun çevirisini oynamışlar.
13:21Adalet Ağolu daha sonra onlara bir oyun yazıyor.
13:24Onu da oynuyorlar çok uzak, fazla yakın diye.
13:27Yani müthiş bir entelektüel camianın toplandığı bir yer olarak bir tiyatro topluluğu orası.
13:33Peki kent oyuncuları deyince hep aklımıza Yıldız Könter, Müşfik Könter, Şükran Bey aklımıza geliyor.
13:39Ama burası sadece büyük oyuncuların sahnesi değildi.
13:42Tabii.
13:43Sahne arkasında büyük bir emek vardı.
13:45Biraz önce de konuştuğumuz gibi.
13:47Sizce kent oyuncularını asılı ayakta tutan neydi?
13:50Ben ekip ruhu olduğunu düşünüyorum.
13:52Biraz bu kitabı yazma sebeplerimden biri de buydu zaten.
13:56Ekip ruhuna bilirsin çok önem veriyorum.
13:58Tabii ki.
13:59Akıllarına bakardım.
14:01Yani kim nereyi ne kadar yapabilir.
14:04Kent oyuncularında da ben bunu gözlemledim.
14:08Yani hem bu belgelere baktığımda gözlemledim.
14:12Hem yıllar içinde baktığımda da gözlemledim.
14:15Şimdi mesela babam ben sadece oyunumu oynarım, çekilirim demiş olabilirdi.
14:22O zaman o dergiler çıkmayacaktı.
14:24O zaman Yurdaer Altıntaş o afişleri yapmayacaktı.
14:28O zaman basınla ilişkiler böyle olmayacaktı.
14:31Dolayısıyla o ekip ruhuyla birlikte yaratılan tabii bir lidere ihtiyaç var.
14:38Burada lider Yıldız Hanım kesinlikle.
14:41O liderle birlikte bir ensemble dedikleri şey yani bir topluluk olma hissiyle yaratıldığı zamanlar
14:51kent oyuncularının en parlak olduğu zamanlar baktığımızda.
14:55Yani sonra o ensemble hissi azaldıkça tabii ki burada Türkiye'nin şartları da konjöktürü de etkili.
15:04Ama azaldıkça gerilimler arttıkça ben duygusu girdikçe işler her zaman bence anında kötüye gittiğini hissetmesen bile kötüye gidiyor.
15:16İşte tam da burada onu biraz önce soracaktım.
15:19Bu kadar hani Yıldız Hanım'ı hepsi muhteşem insanlar, doğayan kişilikler.
15:24Fakat tabii sanatla birlikte ego da beraberinde geliyor.
15:28İster istemez ama.
15:29Zaten başarı içinde şart öyle bir şey.
15:32Bir oyuncunun egosuz olmasını bekleyemeyiz herhalde.
15:35Başarı için o kesinlikle şart.
15:37Peki nasıl babanız daha mı alttan alandı ya da nasıl bir aralarında anlaşıldı?
15:41Of delice kavga ederlerdi.
15:42Babanız oradaki denge miydi?
15:43Delice kavga ederlerdi.
15:45Yani ama babam bana da daha sonra söylendiği gibi iyi niyetli bir muhalefetti.
15:55Güzel.
15:56Yani ben muhalefetin bir ekibin içinde de önemli olduğunu düşünüyorum.
16:02Çünkü muhalefet iyi niyetli bir muhalefet şudur aslında.
16:06Biz doğru mu yapıyoruz ya diye soran kişidir.
16:09Yani bak burada hata yapıyoruz diye bakabilen kişidir.
16:13Ne kadar önemli bir şey bu.
16:14Çok önemli bir şey.
16:15Çünkü hep yaptığına inanırsan, en iyisini ben yapıyorum dersen aslında büyük hataya düşüyorsun.
16:20Çevrene bakmayı ihmal ediyorsun bir kere.
16:22Etrafta ne oluyor?
16:24Neden bu toplum bu oyunu beğeniyor da bu oyunu beğenmiyor?
16:28Bunlara bakmak gerekiyor.
16:30İlla da ayrıca onların beğeneceği oyunu yapmak zorunda da değilsin.
16:35Zaten kent oyuncularının şöyle bir, bu Sinertrul'dan gelen şöyle bir düsturları varmış.
16:41Bir entelektüel tiyatroya katkı sağlayacak oyun, bir ticari başarı sağlayacak komedi
16:50ya da işte ona benzer gel gel yapacak, seyirciye gel gel yapacak oyun.
16:55Bu yöntemle komediyle çektiğin seyirciye aslında dünya tiyatro edebiyatından birçok oyunu da izletebiliyorsun.
17:05En azından bir süre, en azından bir açıdan.
17:08Aslında yayıncılıktan çok farklı değil düşünürsen.
17:11Yani bir yandan bir polisiye ya da çok satan birine alıyorsun ama bir yandan da dünya edebiyatından
17:16çeşitli kitaplar yayınlayarak onları da aynı öncede tanıtmaya çalışırsan eğer,
17:21sonuçta okuru da bir yandan da besleme şansında oluyor.
17:26Yani çok benzer işler bir yandan baktığında.
17:29İyi bir ekip çalışmasıyla çok insanı kendine çekebileceğin işler.
17:34Onlar da 60'lı yıllarda özellikle çok başarmışlar bu işi.
17:38Ve idealizmin çok yüksek olduğu yıllar ve idealist insanlar.
17:41Sonuçta o dönemde çok da para kazanıldığını falan düşünmüyorum.
17:45Dizi yok, dizilerden para kazanmak yok.
17:48Bayağı emektar insanlar aslında.
17:51Kesinlikle öyle.
17:52Şimdi 60'lı yıllarda Türk tiyatrosunun bu kadar yükselmesinin sebeplerinden biri de
17:57aslında 60 anayasasının görevci olarak daha özgürlükçü bir anayasa olması.
18:03Yani ondan sonra bir sürü özel tiyatro açılıyor.
18:06O zaman şeyi merak ediyorum.
18:07Devlet destek veriyor muydu Kültür Bakanlığından?
18:09Hiç öyle bir şey yok.
18:10Başta öyle bir şey yok.
18:11Hatta bir ara vergilerini falan yükseltiyorlar.
18:14Yani bunlar kültür sanat işi yapmalarına rağmen eğlenceden aldıkları vergi falan
18:19onları da dergilerde yazmışlar.
18:20Serzenişler de var o dergilerde.
18:22Yani sonuç olarak böyle bir şey var.
18:27Yükseliş var 60'lı yıllarda zaten genel olarak.
18:31Para dediğin şeyse öyle çok tabii ki yani ne kadar çok gelse de seyirci o kadar çok kazanılmıyor sonuç olarak.
18:40Bir de bir oyun tutuyor bir oyun tutmuyor.
18:42Hiçbir şeyin garantisi yok.
18:4468'de ama bu oyun tiyatro binasını tamamen tabii ki şey alıyorlar kredi alıyorlar falan bunlar var yani borç altına giriliyor falan ama müthiş de bir şey var oynuyorlar.
19:00Yani mesela pazartesileri repo günüdür tiyatroların.
19:04Onlar pazartesileri yakın yerlere turnelere gidiyorlar.
19:09Çok iyi.
19:10Yani hafta 7 onlar 8 oynuyorlar.
19:14Peki siz annenizle birlikte o turnelere katılıyor muydunuz?
19:17Çoğuna katılıyorduk evet çoğuna katılıyorduk.
19:19Nasıl küçük deniz nasıl görüyordu oraları?
19:23Çok eğlenceli bir dünyası var tiyatro dünyasının tabii.
19:26Yani kulis eğlencelidir hep bir iki söylerler üç gülerler birbirlerine takılırlar.
19:32Her zaman bir espri yapılır ortada.
19:35İşte düşünsene yani bir küçük çocuk için makyajlı kostümlü bir sürü insan etrafta ve onların içindesin küçücük bir şey.
19:43Yani bazen sahneye çıkmaya kalktığım bile olmuş tutulmuşum falan yani küçükken.
19:48Turnelerde de şöyledir kent oyuncularının kendi binalarının kulisi çok güzeldi.
19:54Gerçekten çok ortada kocaman bir oturma alanları vardı.
19:58İki tarafta iki ayrı kulis koridorları vardı.
20:02İşte Yıldız Hanımların odası mesela Yıldız Hanım ile Şükran Bey'in odası çok güzeldi çok şıktı.
20:08Falan böyle hani yatmaları için hepsinin yatmaları için bir küçük Josephine gibi bir yer vardı.
20:13Hani aralarda dinlenmeleri için hepsinin odasının içinde duş vardı.
20:18Bu her kulis böyle değildir bunlar düşünerek kendileri yaptırdıkları için düşünerek yapılmıştır.
20:24İnişi çok zordu sadece.
20:26Turnelerde de oradan oraya gidiyorsun.
20:28Otobüsle büyük otobüsle.
20:30Son İzmir turnelerinden birinde o zaman daha artık ergendim.
20:36Yani çok küçük değilim de ergenim.
20:38Harold Muldo oynuyorlar.
20:40Kırk gün kaldık biz İzmir'de.
20:42Kapalı gişe.
20:43Kırk gün.
20:44Ve Hatay Amerikan Kız Koleji'nin böyle bir şeyi vardır.
20:49Açık Hava Tiyatrosu vardır.
20:51Orada oynuyorlar.
20:53Ve kırk gün, kırk gece yani her gece seyrettim Harold Muldo.
20:59Her gece.
21:00Her rolü ezbere biliyordum.
21:02Yani biri hastalansa hani tabii ki çıkamam 14 yaşında bir çocuğum ama
21:06hani en azından lafları söyleyebilirim.
21:08Peki çıktınız mı sahneye?
21:09Çıktım şöyle çıktım.
21:11Babamın ölümünden sonra.
21:13Babamın ölümünden bir yıl sonra.
21:15Babamın şiirlerinden bir gösteri yaptı kent oyuncuları.
21:20Provalar falan yaptık.
21:22İki şiiri ben okudum.
21:24Ve birlikte sahneye bayağı çıktım.
21:27Hatta kapanışta yani kapanış şiirini bile ben okudum.
21:31Bayağı prova yaptık.
21:32Hatta o klasik hikayedir.
21:34Onu da birkaç yerde anlattım.
21:36Provalar sırasında Yıldız Hanım bana şey dedi.
21:38Ya Caniko çok çabuk kapıyorsun.
21:41Gel seni oyuncu yapalım dedin.
21:43Ben de istemem sağ olun kalsın yaptım.
21:48Sonuç olarak evet bir kent oyuncularının sahnesine bir öyle çıktım.
21:53Bir de bu kitabı yayınladıktan sonra bir röportajımızı sahnede yapmıştık.
22:00Bir de işte Caniko'nun çekimlerinde sevgili Zeynep'in sorularını yanıtladım.
22:05Ama şey tiyatro oyuncusu belki olmadınız ama çok iyi bir seslendirme sanatçısınız.
22:10Hepimizin çocukluğumuzdan beri bildiğimiz o güzel karakterleri çocuk yaşınızdan beri seslendirdiniz.
22:16Bugün hala kitapları bize sesli olarak ulaştırıyorsunuz.
22:21Seslendirme sanatçıda çok çok önemli olduğunu düşünüyorum.
22:24O da babamın yüzünden.
22:26Nasıl oldu o iş?
22:27Şöyle oldu.
22:28Babam benim seslendirme yapmamı çok isterdi.
22:30Ve çocukluğumdan beri beni doğru vurgulama, tonlama, okuma konusunda çalıştırırdı.
22:36Yani ben birinci sınıftan itibaren her bayramda, ulusal bayramda çıkıp şiir okudum.
22:46Ama hepsinde yani.
22:48İlkokul artı lise.
22:50Artık biliniyordum yani.
22:52Meşhurdum o anlamda.
22:54Çıkıp okurdum ve hatta lisedeyken böyle Türk dili dergileri gelirdi.
22:59O bilinen Atatürk şiirleri, bilinen ulusal şiirlerden değil de Türk dilinde yeni çıkan falan böyle araştırır falan öyle değişik şiirler falan bulmaya çalışırdım.
23:10Daha birinci sınıftayken ilk müsameremde beni öyle bir çalıştırırdı ki.
23:15Bu hikayeyi de anlattım ama yine de burada da anlatayım.
23:19Sonunda ilkokul öğretmenim annemi okula çağırıyor.
23:24Ve diyor ki Kemran Bey'e söyleyin bu kız daha altı yaşında, yedi yaşında.
23:28Bu kadar mükemmel falan okumasına gerek yok.
23:31Yani bu kadar zorlamasın çocuğu diyor.
23:33Öyle çalıştırırdı.
23:35Sonra da babamla ben çok vakit yani ben on dokuz yaşındaydım babam öldüğünde.
23:40Ama o döneme kadar lise hayatım boyunca da bana hep şey derdi.
23:45Gel seslendirme yap yazları falan.
23:47Hani biraz bir iki kelime edersin.
23:49Bu kadar iyi olmuş ama.
23:50Evet ama gitmedim.
23:51Ama sonuçta bir altın leziğiniz olmuş bir şekilde.
23:54Evet, evet.
23:55O da tam bunu söylerdi.
23:57Hani başka mesleğin olacak elbette.
23:59Ama hani yapamadığından olur.
24:01Ne bileyim çocuk doğurursun.
24:03Bir süre çalışamazsın falan.
24:05Ama o zaman seslendirme yine yapabilirsin derdi.
24:07Ben de bir inat ettim.
24:09Çünkü babamla tıpkı oyuncu olmayacağım diye inat ettiğim gibi küçüklükten itibaren.
24:13Babamla aynı yerde çalışma fikri çok zorlayıcı.
24:16Düşünsene yani yedi yaşındaki çocuğu eleştiren adamın on sekiz, on dokuz yaşında aynı stüdyoya gireceksin.
24:22Yanmışsın yani.
24:24Fakat onun ölümünden sonra beni bu onun bu isteğini bilen, TRT'den rahmetle analım Tülay Samurkaş ablam.
24:33Yönetmenlerinden TRT İstanbul Televizyonu seslendirme yönetmenlerinden ısrarla çağırdı.
24:39Gel bir dene dedi.
24:41Bakalım belki seversin dedi.
24:43O zaman ben Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyorum.
24:45Yakında Kuruçeşme'ye.
24:47Öyle bir iki kelime etmekle başladım.
24:49Sonra yavaş yavaş roller geldi.
24:51Küçük Ev ne zaman oldu? Küçük Ev.
24:53Küçük Ev değil.
24:54Neyim? Şöhret.
24:55Pardon.
24:56Küçük Ev Cansu'nun.
24:57Aa Cansu'nun ben hep kaçırıyorum onu.
24:59Cansu Akber.
25:00Şöhret tek orada.
25:02Ne müthiş bir diziydi.
25:04Cansu da vardı Şöhret'te bu arada.
25:06Cansu ile de arkadaştık.
25:08Evet Şöhret çok sevdiğimiz bir diziydi.
25:10Öyle başlamış oldum.
25:12Ve yıllarca yaptım.
25:14Yani bütün üniversite hayatım boyunca yaptım.
25:16Sonra bir dönem tabii ki çalıştım.
25:18Seslendirme yapamaz oldum.
25:20Normal hayata atılınca.
25:23Ama sonra da her zamanki benim emeklilik projem olan olayı Storytel gerçekleştirince.
25:32Şimdi çok seve seve bir sürü kitabı okuyorum.
25:34Ama Storytel'den önce de sizin aslında en güzel böyle seslendirdiğiniz kitaplardan biri de Harry Potter serisi aslında.
25:41Aa doğru arada o da var.
25:43Yani arada o var.
25:45Bence o zaman kimse bilmiyordu ve yapmıyordu.
25:47Zaten oraya da güme gitti o yüzden.
25:49Yani ilk kitabı yapabildik.
25:51Onu da ben o projeyi ben götürdüm.
25:53O zaman Yapık Redi'nin başında Ennis Batur vardı.
25:55Ama tabii ki yani haklı olarak Yapık Redi ona inanmadı.
25:59Yani çünkü düşünsene yedi kaset.
26:02Bilmem kaç CD falan.
26:04Yani şimdiki gibi telefonuna indir dinle diye bir şey yok.
26:07Dolayısıyla pek tutmadı.
26:10Sonra Storytel'de şimdi Harry Potter var.
26:13Ve çok sevgili Tilbe Saran'ın sesinden var.
26:16O da çok şahane okumuşum.
26:17Evet o bütün kitaplar seslendirildi.
26:19Çok güzel bir şekilde Tilbe Saran'dan dinlenebiliyor şimdi.
26:22Evet.
26:23Babanız kent oyuncularının ayrıldığı dönemi biraz konuşabilirim.
26:26Orada bir kırgınlık var.
26:28Kitapta da bunun detayları da var.
26:30Var.
26:31Ama yıllar sonra geri dönüyor.
26:33Nasıl geri döndü?
26:35Ya da bu tiyatro topluluğu, kent ehler gerçekten hem kavga edip hem barıştığımız hem sevdiğimiz bir aile topluluğu muydu?
26:44Biraz onlardan bahset.
26:45Bir çeşit.
26:46Bir çeşit.
26:47Çok yakın arkadaşlar.
26:48Yani Şükran amcayla onlar hukuktan itibaren arkadaş.
26:53Ve birlikte zaten küçük sahnede birlikte tiyatroya başlıyorlar.
26:57İkisi de hukuku bırakıp oyuncu oluyor.
27:00Şükran Güngör sonra dışarıdan bitirdi hukuku.
27:03Babam bitirmedi.
27:04Sonra işte Yıldız Hanım ile Müşfik Bey de Ankara'dan gelince birleşip bir yeni topluluk kuruyorlar.
27:13Dolayısıyla çok eski arkadaşlar tabi.
27:16Ama bazen işte olur ya böyle birbirini yanlış anlayabilirsin.
27:21Araya çıkar çatışmaları girebilir.
27:25Egolar girebilir.
27:27Öyle bir dönem.
27:28Yani onun detayları kitapta kalsın.
27:30Çünkü onu ben orada çok dikkatli anlattım.
27:33Şimdi konuşurken o kadar dikkatli olamazsam kimsenin kalbini kırmak ya da yanlış bir yere gitsin istemem.
27:42Söyleyeceğim şeyler.
27:44Babam çok kırıldı.
27:46Bunu söyleyebilirim rahatlıkla.
27:48Ve bir sürü başka yerden tiyatro oynaması için teklif aldığı halde hiçbir tiyatro sahnesine çıkmadı.
27:56Ve hep şöyle derdi.
27:58Ben kent oyuncularında oynadım.
28:00Burada da oynayamam.
28:01Orada da oynayamam.
28:02Orası benim evimdi.
28:03İdealist bir insan.
28:04Orası benim yuvamdı.
28:05Ben buralarda mutlu olamam dedi.
28:09Ve bir reklam ajansında hem metin yazarla hem müşteri temsilciliği yaptı ki.
28:15O reklam ajansı da Atilla Aksoylar, Alev Alatlılar, Bülent Bey işte bu kitabında şeyini yapan Süreyya Berfe falan.
28:28Ne büyük isimler.
28:30O zamanlar bunlar büyük isimler değil.
28:32O zamanlar bunlar daha yolun başındaki insanlar.
28:35Dolayısıyla Bülent Erkmen'i ben çocukluğumdan tanıyorum.
28:39Müthiş bir tasarım yaptı Bülent Erkmen ve ekibi.
28:42Bu arada onların da adını alalım.
28:44Gerçekten duygusunu çok iyi hisseden, taşıyan, biraz babamı tanımış olmasının da getirdiği,
28:52içeriği okuyan bir gerçekten tasarımcı, çok önemliymiş.
28:58Sanatçı.
28:59Çok önemli bir şey.
29:00Bunu da görmüş olduk.
29:01Yani gerçekten öyle.
29:02Çok hoş bir şey yaptı.
29:04Şeyi çok iyi hatırlıyorum.
29:05O işi de severek yaptı ama tiyatroyu çok özledi.
29:11Hatta tam o tekrar başlamadan önceymiş meğerse Hisseli Harikalar Kumpanyası daha yeni sahneleniyor.
29:21İlk gecesiydi büyük olasılıkla.
29:23İşte Haldun Dormen'in sahneye koyduğu, Melih Kibar'ın müziklerini, şarkı sözlerini Çiğdem Talun'un yazdığı
29:31ve çok müthiş bir kadronun yer aldığı.
29:34İşte Nevra Serezli, Erol Evgin, Mehmet Ali Erbil, Adile Naşit, Ayşen Guruda, Yılmaz Guruda falan.
29:41Çok kült bir oyunu.
29:42Müthiş, evet.
29:43Müthiş değil mi?
29:44Müthiş, tatlı ve orada o müzikalde bu kumpanya dağılır.
29:49Ve kumpanya dağıldığı zaman böyle 4-5 kişi bomboş bir sahneye çıkarlar.
29:55Turgut Boral'ı, biraz önce Yılmaz Guruda dedim, yanlış söyledim.
30:00Turgut Boral'ı ve hepsi şarkı söylerler.
30:05İşte Nerede O Günler, O Eski Günler diye.
30:09Sesim müsait olsa müziğiyle söylerdim.
30:11Kulağımda var mıydı?
30:12Arkadan verirdin.
30:13Evet, evet. Sesim müsait değil.
30:15Babamın yanımda hüngür hüngür ağladığının his o.
30:19Bu kadar değerleri olan bir insanın.
30:22Evet, bir de arkadaşları tarafından kovulmak insanın ağrına gidecek bir şey tabii.
30:27Çok.
30:28Doğal olarak vardır sebepleri onlarında dediğim gibi.
30:32Bunlar tartışılır ama yine de sonucu ve gerçeği değiştirmiyor.
30:36Dolayısıyla çok kırgındı, çok üzgün bir 5 yıl geçirdi.
30:42Geri dönüş de şöyle oldu.
30:44Çalıştığı reklam ajansından bu biraz önce saydığım isimlerin birçoğu işten çıkarıldı.
30:52Ve babam buna da çok kızdı ve bozuldu ve patronla bunun tartışmasına girdi gene.
30:59İlimsel bir muhalefet olarak.
31:02Gene ve bu sefer de bu üzüntünün sonucunda mide kanaması geçirdim.
31:08O mide kanaması geçirince hastaneye ziyarete geldiler Yıldız teyze ile Şükran amca.
31:16Ellerinde de bir oyun metni.
31:18Geri dön bu oyunu beraber oynayalım diye.
31:21O da düşündü taşındı geri döndü.
31:25Ve sonra da gerçekten ilişkileri hani sanki hiçbir şey olmamış.
31:29O kırgınlık 5 yıl yaşanmamış gibi kaldıkları yerden devam ettiler diyebilirim.
31:35Ama burada bence annenizin de rolü çok büyük.
31:37Annenizi anmadan geçmeyelim.
31:40O 5 yılda bence büyük bir destek olduğuna eminim annenizin.
31:44Annem çok şey bir kadındı.
31:46Sen benden ötürü tabi çok iyi biliyorsun.
31:49Annem çok sakin, hayatındaki herkese destek olmaya çalışan.
31:53Ben hep annemin empatiden öldüğünü düşünüyorum.
31:57Kanser olup öldü biliyorsun.
32:00Dolayısıyla öyle bir kadındı.
32:02Babamı da çok iyi anlamıştı.
32:05Babam da bu arada çok seslendirmede yapardı falan.
32:08Bütün o yoğunluğundan kalan işlerin hepsini yani genelde bir ev kadınının üstlenmeyeceği işleri de
32:16vergisini, bürgülünü falan babama bunların hepsini üzerine almış bir kadındı.
32:20Doğal olarak o 5 yılda kocasının ne kadar mutsuz olduğunu sezinlememiş.
32:28Aslında tiyatroda gerçek mutluluğu yaptığı işler anlamında tiyatroda bulduğunu sezinlememiş biri olamaz.
32:36Herhalde desteklemiştir.
32:38İnan bana yanımdayken hiç aralarında ne konuştuklarını bu konuda hiç bilmiyorum.
32:43Yanımdayken konuşulmazdı böyle şeyler.
32:48Yani bir sürü şey konuşulurdu ama bu tip şeyler hiç konuşulmazdı.
32:51Babam tiyatro ile ilgili şeyleri çok az anlatırdı evde.
32:55Yani ben ancak gözlemleyerek onun telefon konuşmaları falan onları bilirdim.
32:59Bir de hep beraber oldukları zamanları.
33:01Bunu çok iyi biliyorum.
33:03Bir de tiyatro ile ilgili tiyatroda babamın da hissesi vardı.
33:09Sonra o hisse tabii ki bana geçti.
33:11Şeyi de çok iyi hatırlıyorum.
33:14O hisse bana bir şey olursa o hisseye sahip çıkın dediğini de çok iyi hatırlıyorum.
33:18Evet siz de sahip çıkıyorsunuz.
33:20Evet çünkü orada o dönemde o tiyatroda olan o binada herkesin o hisseler verildi.
33:29Ama o hisselerin verilmesi boşu boşuna değildi.
33:32Müthiş emeği var.
33:33Müthiş bir emeği var.
33:35Şimdi tam da onu soracağım aslında.
33:37Kenter Tiyatrosu yıllarca özel bir yapıydı.
33:40Sonra şehir tiyatrolarına devre oldu.
33:43Ama kullanılmıyor.
33:44Ama kullanılmıyor.
33:45O süreci biraz soracağım size.
33:47Şimdi ne durumda?
33:48Son durumu nedir?
33:50Ben orayı şehir tiyatrolarının bir sahnesi olarak kullanmak üzere harekete geçtiklerini düşünmüştüm.
33:58Herkes öyle düşündü.
33:59Hatta şeyi çıkardılar, tabelayı çıkardılar.
34:02Şehir tiyatrolarının bir sahnesi olarak oraya yazıldı falan bir şeyler.
34:06Çünkü o zaman hepimiz çok sevinmiştik.
34:08Evet tabii tabii.
34:09Bu kitabı yazma sebebim bu.
34:11Fakat sonra sanırım oranın bina ile ilgili bir problem var galiba.
34:16Yani deprem ile ilgili falan olabilir.
34:19Ve o bina da şöyledir.
34:20Sadece kent oyuncularına ait bir bina değil orası.
34:23Arkadan 3 ya da 4 parsel var.
34:26Yani arkada 3 ya da 4 apartman var.
34:29Önde bu giriş zaten fark edersiniz.
34:32Yani girerken de bir apartmanın girişi aynı zamanda.
34:35Birtakım dükkanlar falan var.
34:37Dolayısıyla herhalde ortak bir şey.
34:40Yani o tiyatroyu orayı ya yıkıp ya da güçlendirme mi yapılması gerekiyor neyse.
34:45Yapmakla ilgili bir sorun çıktığını tahmin ediyorum.
34:48Yani kulağıma gelen şeyler böyle.
34:51Ama aslında o kadar heveslendiğimiz o kadar sevindiğimiz şey.
34:56Benim kitabıma yazdığım mektuplarda da söylediğim şey gerçekleşmemiş oldu.
35:01Evet ama yani Kenter Tiyatrosu sadece bir tiyatro değil.
35:04Hepimiz için biz seyirciler için de çocukluğumuzun da bir yeri.
35:09Bir kurumu.
35:12Ve artık geçmişimize dair her şey yok edilirken.
35:15Bunun da yok edilmesi ya da atıl durumda kalması.
35:18Çok üzücü.
35:19Çok üzücü.
35:20Ve şimdi mesela aynı şey Karaca Tiyatro için de geçerliydi.
35:23Şimdi mesela İstanbul Belediyesi Karaca Tiyatroyu baya bitti.
35:26Yani baya yeniden yaptı.
35:29Umarım eskisine hani en azından dekorasyon olarak sadık bir şekilde yapılır.
35:34Hiç onu bilmiyorum ama güçlendirerek yapıldı.
35:37En son yine o da rahmetli oldu.
35:39Sonuçta kitabı gördü.
35:40Kitapta içinde onunla da röportaj var.
35:43Genco Erkan'la en son konuştuğumuzda.
35:45O çok beğenmişti diye hatırlıyorum.
35:47Yorumları, kitabı falan.
35:49Bir sürü insanla da röportaj var biliyorsun kitabın içinde.
35:52İşte Göksel Abla'yla onunla, Haldun Dorman'la yani o dönemi yaşayan.
35:56Gül'le, Gülonat'la, Uğur Say, Candan Say, Salih Abi falan.
36:01Salih Sarıkaya, Güler Abla falan.
36:05Yani baya bir insan var.
36:07O dönem Genco Erkan da şey demişti.
36:10Yapacaklar diyorlar metrodan dolayı çok büyük bir hasar aldı.
36:14Metro altından geçtiği için.
36:16Ama şimdi ben geçen gün geçerken gördüm.
36:19Baya ilerlemiş.
36:20Yani sanırım Karaca Tiyatro'yu yakın bir zamanda yeniden İstanbul kültür hayatına katarlar.
36:28Ama mesela küçük sahne.
36:29Küçük sahne şu anda sinema müzesi olarak işlev görüyor.
36:34Fakat o yani sinema müzesi orada Münir Özkul'un fotoğrafı var.
36:41Münir Özkul'un tiyatroya çıktığı küçük sahneyi yok ederek sinema müzesi yapılmış durumda.
36:47Niye küçük sahnenin o salonu da korunmasın ve orada oyunlar oynanmasın.
36:53Bir müzenin içinde de olsa küçük sahne bu İstanbul kültür hayatının, Türk tiyatrosunun çok çok önemli.
37:02İlk önemli özel tiyatrosu aslında baktığında Muhsin Ertuğrul'un gelip Ankara'dan gelip İstanbul'da açtığı sahne.
37:09Yani sen onu niye yok ediyorsun?
37:11Hiç anlaşılır gibi değil bu halimiz bizim.
37:14Modernleşmeyi ya da modern mimariyi farklı algılıyorlar diye düşünüyorum.
37:20Modernleşme de yok orada.
37:22Hayır yani geçmişi yok edip yeni bir şey.
37:24Müze yapıyorsun müze yaparken kendi varoluşu müze olan bir salonu niye kullanmıyorsun?
37:31Çok şaşırtıcı buluyorum.
37:32Kesinlikle.
37:33Çok şaşırtıcı.
37:34Bugün nasıl görüyorsunuz tiyatroyu?
37:37İyi bir izleyici olarak yıllarca hatta beraber çalıştığımız dönemde de Afife Jale üyesi olarak.
37:45Üç yıl yaptım evet.
37:46Jüri üyesi olarak bütün oyunları biz de sizden takip ediyoruz hani önerilerinizle.
37:52Bugünkü tiyatroyu nasıl buluyorsunuz?
37:54Çok hareketli buluyorum İstanbul tiyatro hayatını.
37:57Çok canlı buluyorum.
37:59Zaten Afife zamanı da çok hayret etmiştim.
38:04Ama bu canlılıkta seçici olmak gerekiyor.
38:09Çünkü canlılık yeterli değil aslında tabii ki.
38:13Hani sayısal olarak çok oyun var ama bunun kalitesi de çok önemli.
38:20Yapılan işlerin kalitesi de çok önemli.
38:22Ya birkaç çok önemli sorun olduğunu düşünüyorum bugün Türk tiyatrosunda.
38:26Benim haddim değil ben tiyatrocu değilim.
38:28Tiyatroculuk eğitimi almadım.
38:30Sadece tiyatrocuların arasında yetişmiş ve hasbelkader fena bir seyirci olmamış biri olarak söylüyorum bunu.
38:36Türk tiyatrosunun artikülasyon sorunu var mesela.
38:39Yani ben birçok oyunda denilenleri anlamıyorum.
38:46Denilenleri anlamadığım zaman ben o oyuna ne kadar vakıf olabilirim.
38:51Yani görsellik ve yeni bir şeyler katarak, rejilere yeni bir şeyler katarak metni unutmamak gerektiğini düşünüyorum.
39:01Bu hataya çok sık düşüldüğünü düşünüyorum.
39:05Böyle bir sorunu var, sorun canlılık var.
39:09Yani dizilerden para kazanan, dizilerden şöhret olan insanların hepsi tiyatroda yapmak istiyorlar.
39:15Bunun olumlu olduğunu düşünüyorum.
39:17Ama yapımcıların da sadece dizi isimleriyle ve dizi isimlerine dayandırılarak tiyatro yapılmaması gerektiğini de düşünmeleri gerektiğini de düşünüyorum.
39:29Fiyatların çok arttığını düşünüyorum.
39:31Özellikle bazılarının çok fazla fahiş olduğunu düşünüyorum.
39:35Tiyatro seyircisinin de çok değiştiğini, özellikle bazı salonlar için çok değiştiğini düşünüyorum.
39:42Sanki tiyatro izlemeye değil de o dizilerden tanıdıkları insanlarla bir çeşit temas kurmaya geliyor gibi algılanan, check-in yapılan,
39:52işte buradayız diye check-in yapılan.
39:55Dizide bir post.
39:56Yani her şey gibi.
39:57Aslında ben bunları yayıncılık, kitap dünyası için de biraz düşünüyorum.
40:01Yani düşündüğüm zaman şunu görüyorum.
40:03Gerçekten okuyanla okuduğunu göstermeye çalışan kitle, iki ayrı kitle gibi.
40:11Yani tabii ki okuduğunu göstermeye çalışan insanların okumadığını iddia etmiyorum.
40:16Ne olur yanlış anlaşılmasın.
40:18Ben de okuduğum kitapları koyuyorum.
40:20Ama her şeyin gösterme kısmının ağır basıp işin özünden kaçmasının bir tehlike olduğunu düşünüyorum.
40:27Bir de sanki şöyle bir şey yok mu?
40:30Kitabı yazandan çok, kitabı okuyan daha çok ön plana çekti.
40:34Böyle listarlaşma var.
40:35Listarlaşma var.
40:36Yani yazardan daha çok listarlaşma.
40:38Bu sosyal medyayla ilgili bir şey tabii.
40:40Yani yazarın da her zaman ortada olmasına gerek yok aslında da böyle bir şey var.
40:48Yani sosyal medyanın getirdiği görüntünün mış gibi olmanın ön planda olduğu bir dünya var.
40:57Ve şimdi tabii burada geleneksel medyanın yok olmasıyla birlikte aslında bir medya seçeneği olarak sosyal medya fenomenleri var.
41:07Dolayısıyla bookstagramlar falan bunlar bunun yerini almış durumda aslında.
41:12Çünkü geleneksel medya öldü.
41:14Geleneksel medya ölünce bir yerden tanıtım yapma ihtiyacı var yayıncılık dünyasında.
41:20Ama biliyorsun yine bilirsin gayet iyi hem pazarlama anlamında hem tanıtım anlamında kitap pazarlaması ve kitap tanıtımının ben her zaman çok özel olduğunu düşünmüşümdür.
41:30Yani buzdolabı tanıtmakla aynı şey değildir ya da çorap tanıtmakla.
41:33Herkes de yapamıyor o yüzden çok farklı.
41:35İşin özünü ve içeriğini ön plana çıkarmak gerektiğinde aynı şey tiyatroda da geçerli.
41:41İçeriği, metni unutmamak gerektiğini düşünüyorum.
41:46Her metin çağdaşlaştırılabilir.
41:48Tabii ki çağdaş bir yorum getirilebilir.
41:50Ama işin özü o metin.
41:52O metni tamamen unutarak sadece görsele dayalı bir reji yaptığınız zaman bence benim gibi bir izleyici için.
41:59Aynı zamanda okur olan bir izleyici için.
42:02Veteran seyirci için.
42:04Veteran seyirci için biraz boşalıyor içi.
42:08Peki babanızın kitabından bahsetmek istiyorum.
42:12Son sorularıma geldim artık.
42:14Kitabı Dünyadan Sevgilerle.
42:17Everest'ten çıktı.
42:20Babanızın şiirlerinde hep okuduğum zaman bir anlatıcının sesi var.
42:26Perde arkasından konuşan bir karakterin iç sesi gibi geldi bana.
42:32Ne dersiniz bu yorumuma?
42:34Yani evet.
42:35Yani şeyi merak ediyorum.
42:37Şairliği mi tiyatro tarafına yansıdı, tiyatro oyunculuğu mu şairliğine yansıdı?
42:43Aslında önce şair.
42:44Yani oyunculuktan önce şiirleri dergilerde eğimlenmeye başlamış.
42:49İkisi birbiriyle içiçe herhalde.
42:52Tiyatroculukta da bir dönem böyle tiyatroculuğun ağır bastığını söyleyebiliriz ve şiirlerinin biraz daha az şiir yazdığını da söyleyebiliriz.
43:02Son yıllarda artmıştı.
43:04Yeniden çok yazmaya başlamıştı ama ömrü vefa etmedi.
43:07Herhalde tiyatronun etkisi olmuştur.
43:10Tiyatro metinlerinin de etkisi olmuştur.
43:12Çünkü şiirleri okurken aynı zamanda görsel olarak canlandırıyorsunuz.
43:17Şimdi bizim yazarlardan istediğimiz o şeyi direkt o monologları, içsel monologları direkt görüyorsunuz.
43:25Çok etkileyici o anlamda.
43:26O dönem mesela Atilla, İlhan'ı ele alalım.
43:30Onun şiirleri de öyledir mesela.
43:32Yani böyle bir hikaye vardır, bir roman vardır.
43:35Edip Cansever de bence sadece bir şair değildir.
43:38Yani onun şiirlerinde de bir roman vardır.
43:41Herhalde dönemin etkilerinin bir karışımı var biraz.
43:44Mesela sizin babanızın şiirlerinde daha kadınla erkeğin eşitlikçi bir tavrı var.
43:52Yani diğer o dönemin erkek şairlerinde o çok da fazla olmayabiliyor.
44:00Babam zarif bir adamdı.
44:01Bence 60'ların nezaket çağı dersek eğer o çağın bütün noktasını, virgülünü, her şeyini taşıyormuş.
44:09Öyle hem şıktı hem zarifti.
44:11Yani sigara bıraktığı zaman bile yanında çakmağını taşırdı.
44:15Şu döne şu gözlüğüne hep hastayım zaten biliyorsunuz.
44:18Sigarayı bıraktığı zaman bile yanında çakmağını taşırdı.
44:21Kadın erkek eşitliğine inanan bir adamdı.
44:24Yani benden de anlaşılacağı üzere.
44:27Yani hiçbir şekilde bir kadının da özgür ruhlu olmasını ket vuracak biri değildi.
44:35Tam tersine bir kadının kendi ayakları üstünde durabileceğini ve toplumda erkekle kadının arasında aslında bir fark olmadığını düşünen biriydi.
44:43Ha bunları böyle adlı adınca konuşma fırsatını bulamadım.
44:47Ama tavır ve tarz olarak kadın arkadaşları vardı.
44:51Anneme yaklaşımıyla bana yaklaşımıyla bunun böyle olduğunu yüzde yüz söyleyebilirim sanırım.
44:56Kesinlikle.
44:57Bugün yani Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle beraberiz.
45:02Ve bu kitaptan en sevdiğiniz şiiri okumanızı ve öyle kapanışı yapmak istiyoruz.
45:08Ben şimdi bu kitapta sevdiğim şiirler var.
45:11Ama çocukluğumdan itibaren çok okuduğum, birlikte çok okuduğumuz ve bir mısranı o.
45:19Bir mısranı benim söylediğim.
45:21Bu arada şunu da söyleyeyim.
45:23Dünyaya Sevgilerle aslında babamın diğer bütün kitaplarını topladığımız başar başarır bir çalışması yine.
45:32Yine dergilerde kalmış daha önce hiç yayımlanmamış ve ölümünden sonra da hiç yayımlanmamış şiirlerini de işin içine kattığımız bir toplu şiirler kitabı.
45:41Ben ilk şiirini sizin perde kapanması görecektiniz de okumuştum.
45:45Çok etkilenmişti.
45:47Ve sonra kitap çıkınca da cidden çok iyi şiirler var.
45:52Ve bunlar böyle tozlu sayfalarda kalmış sanki de.
45:55Tam öyleydi.
45:56O yüzden daha çok insanın tanıması gerekiyor.
45:59Başarın emeği sayesinde bu kitap ortaya çıktı.
46:02Gerçekten öyle.
46:03Babamın üç kitabı var.
46:04Gölge, Soyunu, Güneş, Yorgunu Atlar.
46:06E tabi onlar bulunmuyordu.
46:08Sağaflarda bulunabiliyor ancak.
46:10Bu sayede Everest'ten Dünyaya Sevgilerle de çıktı.
46:14Gölge'yi okuyacağım.
46:16Çünkü 27 Mart Dünya Tiyatro Günü için çok uygun olduğunu düşünüyorum.
46:20Hocası Muhsin Ertuğrul'a yazdığı bir şiir bu.
46:24Ve oyunculukla ilgili bir şiir.
46:26Ben oyuncuyum eski Yunan'dan beri.
46:29Şimdi adım değişti biraz.
46:31Serseri.
46:32Sizi güldürmek ödevim.
46:34Zaman zaman ağlatmak.
46:36Eğer isterseniz takla atmak.
46:38Acılarım yok.
46:40Size sattım.
46:41Perde kapanmasa görecektiniz.
46:43Az daha ağlayacaktım.
46:45Rüyam alkışlarınızla dolu.
46:47Küçük görmenizle günüm.
46:49Söylesem anlar mısınız?
46:51Çok üzgünüm.
46:52Beğendiğiniz zaman sevincim sonsuz.
46:55Evinize dönünce beni unutursunuz.
46:57Ben palyaçoyum.
46:59Kralım.
47:00Hamletim.
47:01Ben sizinle başladım.
47:02Sizinle varım.
47:04Ben söyleyemediklerinizim.
47:06Düşündükleriniz.
47:08Desem inanmayacaksınız.
47:10Ben gölgeniz.
47:12Harika.
47:13Çok teşekkür ederiz.
47:14Ben teşekkür ederim.
47:15İyi ki katıldınız.
47:16Aman efendim iyi ki çağırdınız.
47:18Çok mersi.
47:19Dünya tiyatrolar günü vesilesiyle Deniz Yüce Başarı ve Perde Kapanmasa Görecektiniz kitabını konuştuk.
47:26Ayrıca Kamran Yüce'yi de anmış olduk.
47:30Ve o günleri andık.
47:32Herkese selam olsun.
47:33Tekrar görüşmek üzere.